bu yaziyi okuyan cocuk yogaya baslamis



Eğer şu an bu yazıyı okumaya karar verdiyseniz yogaya nasıl başlayacağınıza dair birkaç sorunun cevabını arıyorsunuz veya yogaya başladınız ve kendinizi nasıl geliştirebileceğinizi merak ediyorsunuz. Aslında burada sizlere tavsiye verecek konumda olmadığımı öncelikle belirtmek isterim. Yazacaklarımın hepsi deneyimlerime ve araştırmalarıma dayanıyor, herhangi bir eğitimim yok. Yalnızca, yogaya nasıl başladığımı soran ve onları yönlendirmemi isteyen insanlara kendi hikayemi anlatacağım. Bir şekilde ilham verebilirsem veya yararlı olabilirsem ne mutlu.

Düzenli yoga yapmaya 2015 yılının kış aylarında başladım. Öncesinde yoga felsefesi veya hareketleri hakkında hiçbir bilgim yoktu. Çoğu insan gibi, yoga denince aklıma gelen ilk şey meditasyon halindeki keşişler veya Hindistan’dı. Daha önce yogaya dair bir kitap okumamıştım, bir belgesel izlememiştim. Kısacası, bildiklerim yüzeysel ve kulaktan dolma şeylerdi. Evde bu tarz “aktiviteler” yapan her insan gibi internetin beni yönlendirmesine kısmi olarak izin verdim. YouTube’da yogaya dair pek çok kanal var. O zamanlar hangilerini denedim, hangilerine girdim çıktım net hatırlamıyorum fakat Adriene’in ilk arama sayfasında gördüğümü biliyorum. Keşke en başta hangi videolarını denedim aktarabilseydim şu an, ama hiçbir fikrim yok gerçekten. :( Bu yazı hiç havalı değil dostum.

Hatırladığım bir şeyler var yine de üzülmeyelim!!! İlk 30 günlük yoga maceram Yoga Camp ile başladı. Adriene’in 2015 yılının Ocak ayı için hazırladığı bu yoga kampının hayatımı değiştireceğini bilmiyordum. “Bir kitap okudum hayatım değişti” cümlesi sanırım teknoloji çağında biraz biçim değiştirdi, çünkü bir youtube videosu izledim ve hayatım değişti. Tüm dürüstlüğümle itiraf etmeliyim ki 3 yıl boyunca, yani 2018’e kadar, Adriene dışında hiçbir online yoga öğretmeninin videosuna konuk olmadım. Başka hiçbir eğitmeni takip etmedim VEYA bir kitap okumak için yeltenmedim. Googleda yoga ile ilgili arama bile yapmamış olabilirim. Benim için yoga, Adriene ile olan 20-30 dakikalık eğlenceli ve rahatlatıcı videolardan ibaretti. Pozların isimlerini, duruşların temellerini, zihin ve vücut uyumunu, basit yoga akışlarını bana Adriene öğretti.

Şimdi geriye dönüp bakınca kulağa biraz çılgın hatta imkansız geliyor. Bunca şeye yalnızca o videoları izleyip nasıl adapte olmuşum diyorum. Bu noktada da işin içine heves, başarı arzusu ve daha önemlisi sevgi giriyor sanırım. Herkesten uzakta, kendi köşemde, bilgisayar ekranından bana seslenen çok sevimli bir kadınla kafamı dinleyip günlük hayatın tüm dertlerinden uzaklaşmak, üstelik vücuduma iyi davranmak ve fiziksel sorunlarımdan kurtulmak aşırı cezbediciydi. Tabii ki o zamanlar böyle düşünmüyordum, hatta o zamanlar yoga hakkında düşünmüyordum bile. Yalnızca egzersiz yapmayı sevdiğim ve yoga bana iyi geldiği için yapıyordum.

(Aşağıda bahsi geçen çektiğim fotoğraf)

2016 yılının yazında Hindistan’a gittiğimde yogaya dair birçok şey keşfederim diye düşünmüştüm ama pek öyle olmadı. Bir kere Ganj nehri kıyısında meditasyon yapan bir adam gördüm, fotoğrafını çektim. Ve bir sabah Udaipur’da ücretini katılımcıların belirlediği bir yoga dersine katıldım. Aslına bakarsanız bu bahsi geçen yoga dersinin de beni öğrenme arzusuna boğduğunu şu an yazarken keşfediyorum. Dersin sonundaki kahkaha seansı, headstand denemem, yemek hakkında aldığım tavsiyeler; bambaşka bir bakış açısı kazandırmış olabilir bana. Belki de bu yüzden bugün olduğum yerdeyim, kim bilir.

Adriene’e dönelim. Yoga camp bittikten sonra yogaya ve Adriene’e aşık olduğumu biliyordum bu yüzden düzenli olarak videolarını uygulamaya ve kendimi geliştirmeye devam ettim. 3 yıl boyunca bir kere bile “Bugün de kendi kendime yoga yapayım” demedim. Kendimde o güveni uzunca bir süre bulamadım açıkçası. Ama 3 yılın sonunda bu serüveni bir üst seviyeye çıkarmaya karar verdim çünkü artık bunun fiziksel gücün çok ilerisinde olduğunu bilecek kadar bilinçliydim. Bu yüzden okumaya ve daha fazlasını öğrenmeye başladım. Takip ettiğim birçok yoga blogu, yoga kuruluşu ve yoga eğitmeni var artık.

Gelelim tavsiye kısmına. Bana soru soran çoğu insanın cümlesinde bir “ama” var. “Yogaya başlamak istiyorum AMA çok kiloluyum. / Yogaya başlamak istiyorum AMA hiç esnek değilim. / Yoga yapacağım AMA vaktim yok her gün yapmaya nasıl fırsat buluyorsun?” gibi. Bu soruların hepsinin ortak noktası ne biliyor musunuz? Kendinizi başkalarının düşünceleriyle, diğer insanların bakış açılarıyla, yorumlarıyla değerlendiriyor olmanız. İçinizdeki benliği değil de siz yoga yapmaya başlarsanız “Ayyyy aman o kiloyla/kütük gibi vücutla yoga mı yapılır!” diyecek olanları dinlemeniz. Akşam eve gelip ya da sabah erken uyanıp yoga yapmak yerine yatıp dizi izlemeyi tercih etmeniz tamamen size kalmış tabii, fakat vaktim yok diye yakınmak bu duruma pek yakışmıyor. (Kendimden biliyorum!)

Burada kimseye vaaz vermek istemiyorum, o zaman her şey çok sıkıcılaşır. Ben yalnızca sizi mümkün olduğuna ikna etmek istiyorum. Yoga yapabilmek için ayaklarınızı kafanıza değdirebilecek kadar esnek olmanıza gerek yok. Aşırı basit ve kısa bir şekilde açıklamam gerekirse; yoga, vücut ve zihin bütünlüğünden başka bir şey değil aslında: İçinde bulunduğumuz anda, fiziksel varlığımızın ve düşüncelerimizi paralel olarak yönlendirebilmek. Enerji yaratmak ve yarattığımız enerjiyi fark edebilmek.

Yoga yapmaya başlamak isteyen birinin önünde hiçbir engel yok, olmamalı. Ben çok kiloluyum deyip bu düşüncenizden vazgeçmek yoganın altında yatan felsefeye aykırı, çünkü bir manada varlığınızı yok saymış ve içinizdeki isteği ötelemiş oluyorsunuz. Canımız istediğinde makarna yiyoruz, duş alıyoruz, dışarı çıkıyoruz, sosyalleşiyoruz ama canımız istediğinde yoga yapmıyoruz çünkü vücudumuz buna elvermiyor??? Düşünün. Her gün başkaları için çabalayıp duruyoruz. Günlük hayatın koşuşturmacası içinde boğuluyoruz. Şehir kalabalığının içinde kayboluyoruz. Hayatımızın geldiği noktadan şikayet ediyoruz. Fiziksel görüntümüzden şikayet ediyoruz. Hiçbir şeyin istediğimiz gibi gitmediğinden yakınıyoruz. Akşam herkesten her şeyden uzakta kendimizle baş başa kaldığımızda elimizde bize ait, bizi iyileştiren ne var? İşte aslında ben bu noktada yoga matıma sarıldım. Benliğimi tanımak için, kendime hatta belki çevremdeki insanlara ve topluma yararlı olabilmek için. Bu her zaman fiziksel olarak yorucu bir egzersiz gerektirmiyor. Yoga, bir spor değil, keskin kuralları ve dikteleri yok. Bazen oturup nefes egzersizi yaparak düşüncelerinizi takip ettiğiniz birkaç dakika, bazen birçok asanayı dilediğiniz gibi birleştirip akış yarattığınız bir saat, bazen küçük esneme hareketleri ile günü bitirdiğiniz bir an. Bu yüzden yoganın kişisel bir yolculuk olduğuna inanıyorum. Herkes için farklı ve özel.

Ben hareket etmenin, fiziksel enerjinin bana iyi geldiğini hissettiğim için hatha yogayı çok seviyorum. Zihnimin bulanık olduğu zamanlarda, kendimi kötü hissettiğimde hareket ediyor olmak ve bunu sadece o anın içinde kendimle baş başa yapıyor olmak beynimi tüm o çamurdan arındırıyor. Bu yazdıklarımın kulağa abartılı hatta belki fantastik geldiğini biliyorum fakat deneyimlerimi paylaşamadan sizlere tavsiyede bulunamam. Bu süreç asla 4 günde 2 haftada veya 1 ayda bitmeyecek. Siz yoga yapmak için vakit ayırdığınız her an katlanarak büyüyecek. Sokaktaki sesleri, yan odadaki insanları, belki ocaktaki yemeğin fokurtusunu fark edeceksiniz ama duyduğunuz tek şey kendi nefesiniz olacak. Nefesiniz size yön verecek, kafanızın içindeki tüm endişenin buhar olup uçtuğunu hissedeceksiniz. Anlamsız bulduğunuz her şey anlamsız kalmaya devam edecek belki. Belki yoga bittiği an tüm üzüntü ve stres omuzlarınıza geri yüklenecek. Ama pratik yapmayı bırakmadığınız sürece hayatınıza ve benliğinize bir anlam katmış olmanın huzuruyla yaşantınızı sürdüreceksiniz. Gördüğümüz tüm o süslü, esneklik ve kas gücü gerektiren hareketler hedefimiz olursa bu yoldan sapmış ve büyülü kısmı kaçırmış oluruz. Asanaları yoganın meyveleri gibi düşünebilirsiniz. Vücudunuza ve zihninize iyi davranmaya devam ederseniz bu meyveler birer birer kucağınıza düşer!

İşte bu noktada size (benim gibi evde kendi kendinize yoga yapacaksanız) Adriene’in videolarını öneriyorum. Disiplininize güveniyorsanız ve her gün en az yarım saat vakit ayırabiliyorsanız 30 günlük serilerle başlamanızı öneririm. Çünkü 30 günün sonunda zaten yolculuğunuz başlamış olacak. Ama gözünüzü korkutmak istemiyorsanız, ağırdan almak ve sindire sindire gitmek istiyorsanız, Adriene’in başlangıç seviyesi kategorisi altında topladığı birçok videosu da var. (Mesela https://www.youtube.com/watch?v=OQ6NfFIr2jw&list=PLui6Eyny-UzzWwB4h9y7jAzLbeuCUczAl )

Son zamanlarda keşfettiğim ve videolarının neredeyse %70i başlangıç yogası olan bir kanal daha var: YOGATX. Savannah V. ve Cole Chance bu kanaldaki favori öğretmenlerim. Her hareketi açıklayarak ilerliyorlar ve Adriene gibi bir asana için birçok seçenek sunuyorlar ki bu bence çok önemli bir nokta. Her asanayı onlar gibi yapabilmek zorunda değiliz.

Doyogawithme de çok severek takip ettiğim bir youtube kanalı & aynı zamanda yoga blogu. Başlangıç seviyesi için birçok videoları olduğu gibi, ileri seviye yogilere özel içerikleri de var. Bu kanal için dikkat etmeniz gereken şey videonun içeriği. Bazen başlangıç seviyesindeki birinin anlamayacağı türden terimler ve asanalar içeriyor olabilir. Video başlıklarını kontrol edin ve eğer “beginner” seviyesindeyse yapın. https://www.doyogawithme.com/content/30-day-challenge şurada güzel bir 30 günlük beginner seviye challenge var arzu edene. (^_^)

En çok dikkat gerektiren şey, bir yerinizi sakatlamamak. Kaslarınızda herhangi bir ağrı veya baskı hissederseniz o pozisyondan yavaşça çıkın. Çünkü üstüne gitmek fiziksel hasara yol açabilir ve bunu hiçbirimiz istemeyiz. Ben birkaç kere belimi birkaç kere de bacağımı sakatladım. Ama zaten yoga yaptıkça vücudunuzun dilini & ritmini keşfediyorsunuz. Nerede ne yapmanız gerektiğini, nerede durmanız gerektiğini öğreniyorsunuz ve bu işin en güzel kısmı. Bir gün bir bakıyorsunuz yapamıyorum dediğiniz her hareketi farkında olmadan gerçekleştiriyorsunuz. Bu ancak yaşanarak deneyimlenebilecek bir şey. Ne bu yazıyı okuyarak, ne yoga hakkında araştırma yaparak, ne de videoları izleyerek başarabileceğiniz bir şey değil. Bizzat orada bulunmalı, hisleriniz, düşüncelerinizi hatta vücudunuzu kucaklamalısınız. Son olarak küçük bir not bırakmak istiyorum buraya, başlamak isteyen herkesin bilmesi gereken: İnanmazsanız söylediklerimin hiçbirini gerçekleştiremeyiz. Önce kendinize, sonra çıktığınız yolculuğa ve akışa güvenmelisiniz.

Umarım yardımcı olabilmiş ve kafanızdaki soruları yanıtlayabilmişimdir. Sanırım söylemem gereken her şeyi söyledim, bu yüzden şimdi derin bir nefes alın, vücudunuzdaki tüm damarları ve hücreleri oksijenle doldurun. Zirve noktasında nefesinizi tutun ve yavaşça vermeye başlayın. Tüm hayatınız bundan, bu nefesten ibaret olduğunu fark edin. Küçük bir gülümseme.
İşte, yogaya doğru ilk adımınızı attınız.

Comments